Lütfen, öpüşelim mi?

06 Mart 2010 Cumartesi

Pasifikte sıcak bi' kışsın,
Issız bir adada, yanına üç tane sen almışsın, bana yer yok galiba.
Rusya'da kar yağışlı bir yaz geçerken tam da
Eyfel kulesinde öpüşüyoruz, alarm çalıyor...
Venedik'te kayığımız batıyor.
Ben yüzme bilmem sevgilim, etrafta hiç aşk kurtaran yok!

Doktor reçetemi yazarken farkettim, adın yoktu.
Mısırda gizemli bi piramitsin, labirent belki de.
Kanada bayrağındaki yaprağım, sanki onun gibi yalnız
Özgürlük anıtını, prangalara vurmuşlar sevgilim
Empire State'in çatısından atlasam ölür müyüm, kansız.
Senin aşkın çok Fransız sevgilim.
-Lütfen, öpüşelim mi?

Evlenelim ya da
Her "akşam ölü oğlan çocukları getiririm sana"
Arabeskleşiriz, kan pıhtıları eşliğinde.
Biraz Müslüm Gürses biraz Beatles dinletirim sana
Uzatmayalım hadi, öpüşelim mi?
Bir zencinin arabesk yapma ihtimalisin, bana!
Ama zencilerde ağlar sevgilim hem de Los Angelsta.


Ben - 11:59 06.03.2010

Read more...

Bedava hosting ve domain

Aynen başlıkta da yazdığı gibi. Chip dergisi Mart sayısında okurlarına Netsof işebiliği ile mükemmel bir kampanya hazırlamış. Ücretsiz tam 1 yıllık ".TK" alan adı ve hosting dağıtıyor. Dergiyi satın alan herkes 1 Mart 2010 - 15 Nisan 2010 tarihleri arasında dergideki seri numaralarını www.netsof.net adresine girerek kampanyadan yararlanabilirler.

Ayrıntılı bilgi için tıklayın

Beni bu kampanyadan haberdar eden Azad'ada teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Read more...

Teşekkürler NTV

05 Mart 2010 Cuma

Gece hiç uyumadım, bu yazıyı yazdığıma göre halen uyumadım. Sıradan monoton günlerden birisi. Az önce kapı çaldı ve kargo görevlisi. Şaşırdım bir an herhangi birşeyde sipariş etmemiştim internetten.

Bir de ne göreyim, paketin içerisinde. Ne zamandır almak istediğim NTV Yayınları'nın basmış olduğunu 30 TL değerinde " NTV Almanak 2009 | Türkiye'de ve dünyada fotoğraflarla bir yıl " kitabı. Üstelik ücretsiz. Kim bilir kimlere hangi sebeplerle yollanıyordur. Bir çok kişiye yollanmıştır eminim ama zaten istediğim birşey hediye gibi bir an karşıma çıkınca gerektiğinden fazla sevinebiliyor insan.

Uyumayı planlıyordum ama artık bugünlük bu imkansız. Tamamı 240 sayfadan oluşan bu arşivlik eseri inceleme fırsatım varken uyur muyum. Özellikle fotoğraflar çok iyi.

Zaten NTV'ye Burcu Esmersoy ve NBA maçları nedeni ile büyük bi sempatim var ikiye katlandı.

Teşekkürler NTV, teşekkürler Doğuş Grubu.

Read more...

Seni tanıdığıma bin pişman oldğumu söylesem..

Seni tanıdığıma bin pişman olduğumu söylesem.. Egemenlik değil, hele Dead Can Dance hiç değil!

Sanki yalın bir iğrençlik yüzünden.. Yüzünde, teninden kabarık morumsu çiller.. Gözlerin, bir İstanbul akşamında yanımda kal! diyememenin özlemiyle yarı aralık, yarı ıslak, yarı sıcak ve yarı karamsar bir hava değişimiyle.. Mekturplar hep latincedir. Ayrılıklar hicaz makamı.

Çok duygusal bir şair vardı bir zamanlar.. Zenci Aşk Şiirleri adlı bir kitap çıkartacaktı. Irkçı yandaşlarıyla dolaşırdı. Müezzin, namaz vakti masadan doğrulur:'Sofrayı bozmayın ha, ben şunlara bir ezan okuyup hemen geliyorum..' derdi.

Kız çırılçıplaktı!

Ben Beşiktaş'ta inmek istiyorum. Beşiktaş'ta inmek istiyorum! Bundan sonra da hep Beşiktaş'tayım. Ölene dek. Anlıyor musun ne dediğimi?! Bundan sonra ölene değin hep bu Beşiktaş'tayım. Otobüsten indiğim durakta, aynı yerde, aynı noktada.. Sonsuza!

Erkeğin sol memesinin altında guajla çalışılmış bir papatya tanesi. Sarı ve beyaz.. Gelin olmuş bir güneşkızı. Kasıklarında da aynı tarzda bir lale figürü.. Kırılgan. Çocuğun taşakları, iç çekmiş sakallı cevizleri andırıyordu. Onu tuttu.Tuttuğunda kopacak bir dalın ucundaki kaçağın uçuruma yuvarlanmasına an kalmış bir tutumla:
beni bekler misin?!
-'Bulutlar cine benzer, cinler buluta. Beni matematikte bekler misin?!'

Upuzun öpüştüler.. Herkes seyretmekten yanaydı. Uygulamaktan çekiniyorlar, başlarına sevimsiz bir kazanın gelme olasılığını hesaplıyorlardı. Kalabalıktan biri, karaya vururcasına önlerine geçti. Elindeki silahını kaldırdı. Tam bacak aralarına nişan aldı henüz nişanlanmamış çiftin. Ateşledi! Kan çanağına tükürmüş balgam gibi yere düşerken delikanlı, kızın lüzumsuz dudaklarına sıçradı saf ve temiz, yeni yetme spermleri. Halk kaçıştı. Kaçanlar kurtuldu.

Kaçıp kurtulanlar, evlerinde habersizce oyuldu bir gece ansızın, bir gece ansızın yatağından fırladı yazar. Pencereleri ardına kadar açtı; ardına kadar Türkiye'ye baktı. Ardına komikçe sessiz bir gölge takıldı: Düşlerini düşündü yazar: Üşüdü, titredi: Üşüyüp titredikçe filtresiz içini çeke çeke, ah, sana dün bir tepeden baktım aziz pompei'nin lavlanmış sevdasından seke seke üzüldü: Hüzün kırdı başının üstünde: Acıya olan yeminini bozdu. İnsan mıdır bu diye diye(!) sokağa baktı. Baktı ki olacak duyulacak gibi değil, karar verdi herşeyi annesine anlatmaya. O anlattıkça kadını bir ulusal telaş aldı götürdü, talaşlara buladı, satamadan getirdi. Anlattıkça, kadın bir terledi-bir sıcakladı, bir ısındı-bir buharlaştı. Sonunda yoğunlaştı. Sonunda yoğunlaşıp tanrının ak sakallarına yapışıp kaldı.

-'Sus!.' diye inledi kadın. 'Anladım, bu ihtiras, seni komünist yapacak. Seni de asmaları gerek!'

Ben Dolmabahçe'de inmek istiyorum. Kabataş'ta inmek istiyorum! Bundan sonra hep Tophane'deyim. Ölene dek. Hissedebiliyor musun dediklerimi?! Bundan sonra ölene değin hep bu Karaköy'deyim. Otobüsten indiğim durakta, aynı yerde, aynı noktada. Eminönü'nde.. Sonsuza!

Seni tanıdığıma milyar pişman olduğumu söylesem.. Bağımsızlık değil, hele Dream Teatre hiç değil! Heyecan? Belki.. Yalnızca kusursuz bir heyelan ya da gözleri olmayan bir ceylanın topal bir karanlıkta hıçkıra hıçkıra koşusunda beni duygulandıran olaylar nasıl geçici bir hevesse, her soluklanışımda seni saçlarındaki kepeklerden ta ayağının baş parmağındaki şeytan tırnağına değin yaşadığıma bir inandırabilsem kendimi! Ah nerede..

Topkapı'dan da ilerde bir yerde!
Örneğin Akdeniz'de..
Girit'te! Örneğin. Bildiğim. Herneyse!
Pazarlar, kapalı bir meydandaydı.
Düşmanımız, velinimetimizdir. Metin olan, şiirlenir! Sözcüklerini fırsatsız / fransızcası zayıf bir italyan klisesi / kapının önünde bir orospu ço../ sözcükler yarım çünkü yırtılmış

duvar takviminin sayfalarını yırttı / parmağını sokup kızlığını / yazgısını..
Sonra sevgilisiyle Bach'ın konserine gittiler. Ablası, ardından bela okudu. İçeri geçti. Enişte, sapsız bir balta gibi koltuğa saplı oturuyordu. Tuvalete gidip kezzap şişesini aldı. Oturma odasına yöneldi. O an hatırana hatıra hatırı sayılır sayısız yazısız binlerce karikatür taslağı yöneldi. İyonlar, ana maddeye yöneldi. Şişeyi adamın..
Konseri beğendin mi?
Fena sayılmaz. Özellikle de davullar.
Canını mı sıkıyorum.. (Davullar) Çekinme (Davullar) Gücenme..

Merdivenler... Ürkerim ki bir şeyler olacak. Adımbaşı, adımı bilmeyen bir Alman askeri portföyü. Burun kıllarım, yavru leylekler gibi şaşkın ve aptal. Hülyası, kafatası yası olan bir hayat macerası. Bir takım Beatles'lar aslında. Ürkerim ki böyle. Yüreğinin ilk günkü özelliklerini koruyabilmesi için lütfen lütfen ılık baharlarda sevdalan, n'olur! Konser, ..iyiydi.

Elektronlar üstünde köprüye dek yürüdüler. Atomlarına bölündü aşıklar. Kız, delikanlının elinin tutup gülümsedi. Sen, dedi, tanıdığım en anlayışlı penissin. Bana tecavüz etmek ister misin?!

Bilmem ki, diye kekeledi oğlan kambur bir kurbağa gibi olduğu yerde ileri geri zıplarken.

-'Ben bir obuayım. Ya da çengelli bir bağırsak solucanıyım veya obua içinde yaşayan ve kendini çengelli bağırsak solucanı sanan kırık bir nazar boncuğuyum.'

-'Bense bir küçük burjuva çocuğuyum. Törenlerde milli hisleri kabartan şiirler okurum. Alçaklıktan yorulurum. Kibir ise beni besler.'
-'Hayır. Ben bir baharat'çı dükkanıyım. Cenaze Aydını olmayı meslek seçmişim. Alternatif defin törenlerinde milliyetçi sloganlar atma konusunda kurs da gördüm.'

mum alevini iki parmağıyla söndürür, soyunur, yatağa girer, yanındaki fahişeye itirafta bulunur:
-'Sana bir şey söyleyeyim mi, seni tanıdığıma..'

O, arada.Bir.Anıt.Gibi
yıkılacak.bir.dalgakıran.

-'Yazar bey, sizi telefona istiyorlar..'

Pardon! Kaldığım paragrafa bir işaret koymalıyım..
Topkapı'dan da ilerde bir yerde! Örneğin ayın karanlık yüzünde. Plastik bir kraterde. Örneğin. Bildiğim.. Herneyse!.


Küçük iskender - Underground Otopark* (s 40-43) " bir süre reklam izledik"

Read more...

Bu benim hayatım bebeğim ! Ama çok azı :)

04 Mart 2010 Perşembe

Bu sefer biraz farklı birşey yapmak istedim, hiç silmeden ve editlemeden kendi hayatımdan aklıma gelen herşeyi yazıcam. Belki itiraflarda bulunurum belki bazı özelliklerimden bahsederim yani ne bileyim. Öyle işte.

Küçükkende iyi bir çocuktum, herkes beni severdi. Şimdiki gibi zekiydim o zamanlarda da. O dönemlere hatırladığım en belirgin anım sünnetim. Sünnetimi biraz geç oldum, 8 yaşımdaydım sünnet olduğumda, ilk okul birinci sınıfın yarı yıl tatiliydi. Çok acımıştı. Ama en çok acı verende sünnetliyken camdan sokağa çıkamamaktı. Şeyi hatırlıyorum; elimde yoğurt kovası, pipimi kapatmışım rüzgara maruz kalıp enfeksiyon falan kapmasın diye. O şekilde balkonda annemin zoruyla ödev yapmaya çalışırken, annemde matematik sorularını kapının önünde futbol oynayan abilere soruyordu. Hatırladıkça gülerim, filmiyim neyim 12 yıl öncesini hatırlıyorum.

Hep depresiftim, çok depresiftim ben bayağı depresiftim. Doğuştan iki bacağımdada sorun vardı yürüyemeyecek derecede çok ciddi bir özelülüktü. Henüz çok küçükken bacaklarımdan ameliyat olmuşum, alçılı fotoğraflarım halen duruyor. Ameliyattan sonra yürüyebiliyordum artık ama bacaklarım içe doğruydu, hatırladığım kadardıyla 9-10 yaşımda iki ayağımdanda ayrı ayrı birer ameliyat daha oldum. Doktorun alçıyı kestiği an gözümün önünden gitmiyor. Ayaklarımı kesiyor diye çığlıklar ata ata ağlamıştım.Dikişleri alırken çok acımıştı. Sonra yaklaşık bir sene boyunca aptal görünüşlü ortopedik ayakkabıları giymek zorunda kalmıştım. Solak olduğum için ve uzun süre futbol oynadığım için sol bacağım uzun süre yürüdüğümde acıyor.

Çok ufakken kanal7'de bir çocuk programına çıkıp şiir okumuştum. Henüz okula bile gitmiyordum. Zaten ben okula gitmeden önce okuma yazmayı çoktan çözmüştüm, anaokuluna dahi gitmeden. Zeki olduğumu söylemiştim.

Matematikle aram olmadığı için LGS sınavım çokta iyi sonuçlanmadı. Liselerin başlamasına bir hafta falan kala liseye yazıldım. Lisede beni kandırdılar! Bilgisayar bölümü olduğunu söylemişlerdi bana! Hatta kaydımı yapan müdür yardımcısı hızlı klavye kullanıp kullanamadığıma bile bakmıştı. Ancak okumaya başladıktan sorna acı gerçeği öğrendim. Okul ticaret lisesiydi ve bölümüm muhasebeydi. Ve burada çok ilginç bir ironiyle karşı karşıya geliyoruz. Matematikten en az onun benden nefret ettiği kadar nefret ederim, kafam bir türlü almaz sayıların olduğu hiç bir konuyu,dersi. Ama muhasebem hep yüksekti.

Ben edebiyatı çok seviyordum. Bilirsiniz iki aşamadan olurdu, notun %70 sini yazılı sınav %30 unu kompozisyon sınavı oluştururdu. Ben hep komposizyondan kurtarırdım. Karneme ilk zayıf notumu lise 1 de matematikten almıştım. Hayatımda ilk kezde lise sonda edebiyattan bütünlemeye kalmıştım. Sonra hoca anneme; " ben bunu haylaz bişey sanıyordum o yüzden bilerek bıraktım. " demişti.

Lise ikiye kadar fiziğim çok iyidi. Sonra ne olduysa kilo almaya başladım. Pek sorun olmuyordu bi çok sevgilim oldu falan dış görünüm takıntıları yoktu. Hatta lisede o halimle okulun belkide ilçenin en güzel kızıyla çıkmıştım.

Lisenin ardından Bursa'ya üniversiteye gittim, sevemedim bir türlü üniversite ortamını ve terkettim okulu, Kayra gibi :). Ordan Kıbrıs'a gittim bir seneye yakın bir süre boyunca çalıştım. Allahtan emir almıyordum, çalışmak sorun olmuyordu benim için o yüzden. Uçak yolculuğu güzel oluyordu ayda 2-3 kere falan. İlk bindiğimde korkmuştum ama biraz itiraf etmeliyim.

Tüm bunlar olurken aynı zamanda, sürekli interneti araştırma ve bilgi edinme amaçlı kullanıyordum. Çok amatör oalrka web tasarımı yapmaya başlamıştım küçükken. Sonra geliştirdim işte şimdi bir çok program kullanabiliyor ve programlama dilleri biliyorum.

Hayatımın vazgeçilmezlerinden biride Türkçe Rap Müziktir. Fena şekilde bağlığım. Ne şanslı bir adamım ki bir kuşağa en iyi tanıklık edenlerden biriyim. Türkçe Rap doğduğundan beri dinliyorum ve ben ölene kadarda dinleyecem, torunuma çoluğuma çocuğuma arşivimi dinleticem falan çok güzel olcak. Evlenirsem.

Edebiyatı severim demiştim. Kitap okuma işini biraz lerlettim. Sıklıkla okumaya falan başladım işte. Bir çok deneme yazdım o kadar çok denem ve ufak öykü yazdım ki. Hepsi çöpte. Bir iki hikayemide paylaşıyorum sizinle zaten blogta.

Blog yazmak güzel bir olay. İyiki yazıyorum. Ama yorum almak daha güzel bir olay. Ben blog yorumlamasamda, kendi blogma yorum alınca güzel oluyor işte öyle.

Ben kendimi seviyorum. Sadece hayatı ve insanları sevmiyorum. " Sadece hümanist olacak kadar düşük değil IQ seviyem. " Özellikle kalabalıktan nefret ederim, kafayı yerim kalabalık gürültülü bir ortama girildiğinde. Aynı anda maksimum iki kişinin konuştuğu bir ortamı kaldırabilirim. Yoksa ben yokum arkadaş.

Sizi de sevmiyorum, hadi benden nefret edin.

Read more...

Kadınlar şemsiye kullanmasın !

03 Mart 2010 Çarşamba

Nefret ettiğim şeylerden biride şemsiye kullanan, daha doğrusu kullanmaya çalışan dişilerdir. Hiç biri kullanmasını bilmiyor adamı deli ediyorlar. Önümde şemsiyeli bir kadın yürüyorsa, bana mutlaka sinir krizi seansları geçirtiyor. O şemsiyeyi tutup, neyse.

Demem o ki şemsiye kullanan kadınlar, çevrelerine dikkat etmeyi bırakın, şemsiyeye bile bakamıyorlar. Şemsiyeyi açtın mı , artık yağmurdan korunuyor musun, onlar için olay bitmiştir bu kadar. Bu şemsiyenin telleri birisinin gözüne girer mi, boyum kısa acaba şemsiye birilerine çarpar mı umurlarında bile değil.

Birde, bir adet küçük (göt kadar) şemsiyenin altına girmeye çalışan sevgililerden nefret ediyorum. Aklında o an zaten cinsellikten başka bişey yok, düşsene romantizmin peşine. Yağmur altında falan öpüş, ne bileyim kız sırıl sıklam ıslansın eve götür onu ellerinle kurula falan. Şemsiye niye bilader?

Şimdi, sen sanki çok biliyorsundur şemsiye kullanmayı? diyenler vardır peşinen cevabımı vereyim. Ben şemsiye kullanmam hatta bizim evde şemsiye bile yok o derece. Saçlarım ıslakken daha sexy oluyor muşum öyle diyiler, peh. :)

Yani kısaca diyoruz ki. Kadınlar şemsiye kullanmasın! Bunun için facebook'ta grup açmaya bile razıyım, o derece nefret ediyorum.

Demekki neymiş ; Göte giren şemsiye açılmaz!

Read more...

Ne yani sigara mı içmeliydim?

25 Şubat 2010 Perşembe

Bu muhabbeti az çok bilirsiniz. Sigara içen ergen; adam döven, böyle king, o ne isterse o olan adam sanır kendini. Ve yine az çok bilirsiniz böyle düşünmek gerizekalılıktan öte bir durumdur. Bi'de bunun efkar muhabbeti var ya hani. Dertliyim be abi içiyorum -Bi'siktir git. Sigara dertleri giderseydi, yıllar önce nikotin komasından falan ölmem gerekirdi. Tabii sigara içseydim.

En nefret ettiğim şeydir şu özentilik olayı. 15 yaşına geldimi her kepçük aynı durumda. Elde sigara ya bi bilardo salonunun önünde toplanılır yada internet kafe. Tamam toplan, sosyalleş arkadaşlarla muhabbet et de. Sigara ne abisi? N'oluyor yani elinde onu tutunca. Bi'de iki dal LM içip msnde kızlara hava atmak için kurulan muhabbetler vardır ya;

14 yaşındaki gerizekalı kız : naaağber muhittin ?
15 yaşındaki salak muhittin: nolsun işte ya arakdaşlarla cigara döndürdük, kafam tirilyon geldim eve.
14 yaşındaki gerizekalı kız : vuuuv hadi ya iyimiş.

İçilen 2 dal sigaraya esrar muamelesi yapmak nedir bilader ya?..! Esrarı bide bağımlılık yapmıyor, diyerek alıştırmaya çalışırlar. Esrarı sigarasız içersen saf olarak bağımlılık yapmaz doğrudur. Bu şekilde içebilen kaç kişi var ? :) Onun dışında tütünle içilir zaten yani sigara olmadan cigara olmaz. Oda bağımlılık yapar. Mantıklı düşünülse biraz...

Demekki neymiş; sigara kötüdür içmeyin, içerseniz yavaş yavaş ölürsünüz acı çekerek. İlla ölmek istiyorsanız bizim bina 5 katlı falan çatının anahtarını verebilirim. Silahımda var.

Read more...

  © *klozetin tepesinde hayat muhasebesi Yapan eden çizen karalayan Cihad TÜRKSOY 2009

Yukarı çık ULAN!