Seni tanıdığıma bin pişman olduğumu söylesem.. Egemenlik değil, hele Dead Can Dance hiç değil!
Sanki yalın bir iğrençlik yüzünden.. Yüzünde, teninden kabarık morumsu çiller.. Gözlerin, bir İstanbul akşamında yanımda kal! diyememenin özlemiyle yarı aralık, yarı ıslak, yarı sıcak ve yarı karamsar bir hava değişimiyle.. Mekturplar hep latincedir. Ayrılıklar hicaz makamı.
Çok duygusal bir şair vardı bir zamanlar.. Zenci Aşk Şiirleri adlı bir kitap çıkartacaktı. Irkçı yandaşlarıyla dolaşırdı. Müezzin, namaz vakti masadan doğrulur:'Sofrayı bozmayın ha, ben şunlara bir ezan okuyup hemen geliyorum..' derdi.
Kız çırılçıplaktı!
Ben Beşiktaş'ta inmek istiyorum. Beşiktaş'ta inmek istiyorum! Bundan sonra da hep Beşiktaş'tayım. Ölene dek. Anlıyor musun ne dediğimi?! Bundan sonra ölene değin hep bu Beşiktaş'tayım. Otobüsten indiğim durakta, aynı yerde, aynı noktada.. Sonsuza!
Erkeğin sol memesinin altında guajla çalışılmış bir papatya tanesi. Sarı ve beyaz.. Gelin olmuş bir güneşkızı. Kasıklarında da aynı tarzda bir lale figürü.. Kırılgan. Çocuğun taşakları, iç çekmiş sakallı cevizleri andırıyordu. Onu tuttu.Tuttuğunda kopacak bir dalın ucundaki kaçağın uçuruma yuvarlanmasına an kalmış bir tutumla:
beni bekler misin?!
-'Bulutlar cine benzer, cinler buluta. Beni matematikte bekler misin?!'
Upuzun öpüştüler.. Herkes seyretmekten yanaydı. Uygulamaktan çekiniyorlar, başlarına sevimsiz bir kazanın gelme olasılığını hesaplıyorlardı. Kalabalıktan biri, karaya vururcasına önlerine geçti. Elindeki silahını kaldırdı. Tam bacak aralarına nişan aldı henüz nişanlanmamış çiftin. Ateşledi! Kan çanağına tükürmüş balgam gibi yere düşerken delikanlı, kızın lüzumsuz dudaklarına sıçradı saf ve temiz, yeni yetme spermleri. Halk kaçıştı. Kaçanlar kurtuldu.
Kaçıp kurtulanlar, evlerinde habersizce oyuldu bir gece ansızın, bir gece ansızın yatağından fırladı yazar. Pencereleri ardına kadar açtı; ardına kadar Türkiye'ye baktı. Ardına komikçe sessiz bir gölge takıldı: Düşlerini düşündü yazar: Üşüdü, titredi: Üşüyüp titredikçe filtresiz içini çeke çeke, ah, sana dün bir tepeden baktım aziz pompei'nin lavlanmış sevdasından seke seke üzüldü: Hüzün kırdı başının üstünde: Acıya olan yeminini bozdu. İnsan mıdır bu diye diye(!) sokağa baktı. Baktı ki olacak duyulacak gibi değil, karar verdi herşeyi annesine anlatmaya. O anlattıkça kadını bir ulusal telaş aldı götürdü, talaşlara buladı, satamadan getirdi. Anlattıkça, kadın bir terledi-bir sıcakladı, bir ısındı-bir buharlaştı. Sonunda yoğunlaştı. Sonunda yoğunlaşıp tanrının ak sakallarına yapışıp kaldı.
-'Sus!.' diye inledi kadın. 'Anladım, bu ihtiras, seni komünist yapacak. Seni de asmaları gerek!'
Ben Dolmabahçe'de inmek istiyorum. Kabataş'ta inmek istiyorum! Bundan sonra hep Tophane'deyim. Ölene dek. Hissedebiliyor musun dediklerimi?! Bundan sonra ölene değin hep bu Karaköy'deyim. Otobüsten indiğim durakta, aynı yerde, aynı noktada. Eminönü'nde.. Sonsuza!
Seni tanıdığıma milyar pişman olduğumu söylesem.. Bağımsızlık değil, hele Dream Teatre hiç değil! Heyecan? Belki.. Yalnızca kusursuz bir heyelan ya da gözleri olmayan bir ceylanın topal bir karanlıkta hıçkıra hıçkıra koşusunda beni duygulandıran olaylar nasıl geçici bir hevesse, her soluklanışımda seni saçlarındaki kepeklerden ta ayağının baş parmağındaki şeytan tırnağına değin yaşadığıma bir inandırabilsem kendimi! Ah nerede..
Topkapı'dan da ilerde bir yerde!
Örneğin Akdeniz'de..
Girit'te! Örneğin. Bildiğim. Herneyse!
Pazarlar, kapalı bir meydandaydı.
Düşmanımız, velinimetimizdir. Metin olan, şiirlenir! Sözcüklerini fırsatsız / fransızcası zayıf bir italyan klisesi / kapının önünde bir orospu ço../ sözcükler yarım çünkü yırtılmış
duvar takviminin sayfalarını yırttı / parmağını sokup kızlığını / yazgısını.. Sonra sevgilisiyle Bach'ın konserine gittiler. Ablası, ardından bela okudu. İçeri geçti. Enişte, sapsız bir balta gibi koltuğa saplı oturuyordu. Tuvalete gidip kezzap şişesini aldı. Oturma odasına yöneldi. O an hatırana hatıra hatırı sayılır sayısız yazısız binlerce karikatür taslağı yöneldi. İyonlar, ana maddeye yöneldi. Şişeyi adamın..
Konseri beğendin mi?
Fena sayılmaz. Özellikle de davullar.
Canını mı sıkıyorum.. (Davullar) Çekinme (Davullar) Gücenme..
Merdivenler... Ürkerim ki bir şeyler olacak. Adımbaşı, adımı bilmeyen bir Alman askeri portföyü. Burun kıllarım, yavru leylekler gibi şaşkın ve aptal. Hülyası, kafatası yası olan bir hayat macerası. Bir takım Beatles'lar aslında. Ürkerim ki böyle. Yüreğinin ilk günkü özelliklerini koruyabilmesi için lütfen lütfen ılık baharlarda sevdalan, n'olur! Konser, ..iyiydi.
Elektronlar üstünde köprüye dek yürüdüler. Atomlarına bölündü aşıklar. Kız, delikanlının elinin tutup gülümsedi. Sen, dedi, tanıdığım en anlayışlı penissin. Bana tecavüz etmek ister misin?!
Bilmem ki, diye kekeledi oğlan kambur bir kurbağa gibi olduğu yerde ileri geri zıplarken.
-'Ben bir obuayım. Ya da çengelli bir bağırsak solucanıyım veya obua içinde yaşayan ve kendini çengelli bağırsak solucanı sanan kırık bir nazar boncuğuyum.'
-'Bense bir küçük burjuva çocuğuyum. Törenlerde milli hisleri kabartan şiirler okurum. Alçaklıktan yorulurum. Kibir ise beni besler.'
-'Hayır. Ben bir baharat'çı dükkanıyım. Cenaze Aydını olmayı meslek seçmişim. Alternatif defin törenlerinde milliyetçi sloganlar atma konusunda kurs da gördüm.'
mum alevini iki parmağıyla söndürür, soyunur, yatağa girer, yanındaki fahişeye itirafta bulunur:
-'Sana bir şey söyleyeyim mi, seni tanıdığıma..'
O, arada.Bir.Anıt.Gibi
yıkılacak.bir.dalgakıran.
-'Yazar bey, sizi telefona istiyorlar..'
Pardon! Kaldığım paragrafa bir işaret koymalıyım..
Topkapı'dan da ilerde bir yerde! Örneğin ayın karanlık yüzünde. Plastik bir kraterde. Örneğin. Bildiğim.. Herneyse!.
Küçük iskender - Underground Otopark* (s 40-43) " bir süre reklam izledik"
Read more...